
Nedense gitmek istediğimde , günlerden hep pazar olur.Herhangi bir yere gitmek. Öylece yola çıkmak, o bir türlü düzgün hazırlamayı beceremediğim el çantalarımdan birine üç parça giysi koyarak yolculuk yapmak. Sıkıldığımda dönmek, belki dört saat sonra, belki de bi hafta.
Bu sabah uyandığımda ekonomik durumumu gözden geçirirken yakaladım kendimi, nereye kadar gidebilirim diye hesap yapıyordum. Çok sonra hatırladım bir işim olduğunu, aslında gitmenin hiçte kolay olmadığını. Oysaki hazırdım ben gitmeye. Görünmez iplerle bağlı olduğum başka bir dünya daha var oysa. Aklıma eseni yapmama izin vermeyen, muhakkak plan, program isteyen. Herşeyi yoluna koyuncaya kadar da gitme isteğini yok eden bir dünya.
Oysaki istemek bedava, hayali de öyle. Bozkırlar boyunca ağaçları seyretmek, yol kenarlarındaki bağı bahçeyi talan etmek, suyu avuçlarında içmek, gölgede miskin miskin yön belirlemek,üç beş deli, iki şüpheliyle tanışmak. Yol sormak, akıl almak. Kendi olağanüstü an ve manzara tanımıma göre , telefona sarılıp en yakınlarıma durumu anlatmak (ilgilenmiyor olsalar bile). Sonra usulca geri dönmek. İnsan en çok yolculuklarda biriktiriyor kendini.
1 yorum:
ben ilk kez kanitsadim yerimi, gitmek yok icimde, kalmak ve kok salmak var...sanirim bu gitmeler kendimizle savasmamiz, ic sesimiz ne kadar cok sevgiye ac ise o kadar cok gidesimiz var, en azindan ben oyleydim, simdi ask nerde ben orda, pasam nerde ben orda...bence o anlastigin erosuna rusvet ver seni durdugun yere zincirleyecek kadar aska bulasin.....
seni seviyorum....
Yorum Gönder