Günlük,Gecelik Bazen Bir Hecelik vs...
Lif değeri yüksek,sindirimi kolay bir hayat hayal ederken,olup bitenler bunlar...
17 May 2012
Geçer mi bilmem ...
Yok bu sefer saçlarıma dalmayı düşünmüyorum , en azından hayatımda ilk kez saçlarıma dokunmadan atlatacağım bu dönemi Hatta abartıp yalvarsa bile kuaförüme kırıklarımı bile temizletmeyeceğim. İçimdeki kırgınlıklara birlikte başımdakileride anıt gibi taşımayı bileceğim. Deli gibi yemek yerim, bu en iyi fikir gibi geliyor şimdilerde bana. Yada çıldırıp kek yaptığım günlere geri döner memlekette ne kadar kolu komşu, alem, el alem varsa onlara ikram ederim. Yetmezse gözlerimi suratlarına dikip keki yemelerini seyrederim. Benim kilo almamdan iyidir diye düşündüm şimdi. Aslında ben bu günlerde düşünmesem daha mantıklı olur sanki... Geçecek biliyorum, öküzün trene baktığı gibi bakmak, anlam yüklemeden geçişini seyretmek istiyorum. Geçmezse daha çok yazarım ve ben yazdıkça hepinizin canı sıkılır. Sahi yokmudur başka yolu ?
Etiketler:
bazen hiçkimse,
bazen sen ve ben,
Can sıkıntısı,
haber,
mutsuzluk
şimdi...
Tüm sakinliğimle oturup , olup bitenlerin içimden geçip gitmesini bekliyorum. Çok uzun zamandır böyle yapıyorum. Ofisin penceresinden hep aynı manzaraya bakarak, dinginleşmeyi, yenilenmeyi , varsa öğreneceğim bir şey onu öğrenmeyi bekliyorum. Hep rüzgar oluyor. Her seferinde üşüyorum. Uçsuz bucaksız bir ovanın ortasındaymış gibi yapayalnız hissediyorum kendimi. Olur da oracıkta yığılırsam bırakın birinin beni ayağa kaldırmasını, çürüyüp gideceğimi düşünüyorum. O yüzden sarsılmamaya, yıkılmamaya özen gösteriyorum. Biraz özen hayat kurtarıyor son günlerde ofis penceremin önünde.
Geçip giden insanları, bulutları, kuşları, savrulan yaprakları izlerken daha anlamlı geliyor bana acılar.
Acılarında bir anlamı olmalıymış gibi. Yok oysa ki.
Ama olsun istiyorum. Bu derin acımın bir anlamı olsun, bir gün bir yerlerde onun beni güçlendirdiğini göreyim istiyorum.
Nasıl olur ki ?
Gün gelir iyi ki o acıyı yaşamıştım dermi insan ?
İyi ki o acıyı da yaşatmıştın ?
Acı insanı ancak daha katı yapabilir...
Uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında yalnız durabilecek kadar katı, hepsi bu.
Oysa ben tüy kadar hafif olmak istiyordum bu sonsuzlukta.
15 May 2012
sessizlik...
Artık uzun bir sessizliği paylaşabiliriz seninle..Kaybettiğimiz onca şeyden sonra , kavgasız, gürültüsüz , dingin bir sessizlik...
17 Mar 2012
bu gece...
Son günlerde en çok , geldik gidiyoruz diyorum. Ne zaman hırsa bürünmüş hallerimizi yakalasam, bitmez tükenmez isteklerimizi hatırlasam, hemen çıkıveriyor ağzımdan.
Geldiğimizin mi farkına yeni vardım, gidişimizin kesinliğini mi yeni fark ettim bilmiyorum.
Çok dert var etrafımda, çokçada dertli. Gözüme sokuyor dünya acılarını. Ama ben ,o acılara çomak sokamıyorum . Seyrediyorum sadece. En çok çaresizken insan olduğumu anlıyorum, diğer zamanlarda hep kahraman.
11 Mar 2012
yabani orkide
Yabani orkideler, yıllardır yaşadığım bu topraklarda üzerlerine basıp geçtiğim nice kıymetli şeyden yalnızca biriydi belkide. Güneşli bahar aylarında, daha tanıdık, daha bilindik kır çiçeklerine doğru koşarken , varlıklarından bihaber telaşlı adımlarımın altında yok olup gittiler muhtemelen.
Oysaki başka bir adam ,tanrının gözleriyle özenle ezberliyordu yaban orkidelerinin yerlerini.
Tırmandığımız yamacın ardında tek tek buluyordu onları, kendi elleriyle yerleştirmişçesine.
Yenileri fark edip,eskileriyle tekrar selamlaşarak üstelik.
Uzun bir yolculuğu yorgunluk ve sevinçle bitiren iki kadim dost gibi.
Biri eve dönüyor, diğeri onu evde hazır bekliyordu.
Sessizliğini en çok onlar bozuyor , onları anlatmaya koyuluyordu telaşla bana. Artık tükendiklerinden, yok edildiklerinden , bu bahar kimse dokunmazsa onlara, seneye aynı yerde çıkacaklarından bahsediyordu.
Oysaki soğanlarından salep yapılıyordu ve soğanları alındığında yok olup gidiyordu yaban orkideleri, hikayeleri birden bire bitiyordu.
Adam hiç bitmesin istiyordu hikaye, tekrar tekrar ezberine alıyordu yerlerini, çoğunun etrafına taşlarla iz bırakıyordu. Açtıklarında bulabilmek , tekrar hayranlıkla seyredebilmek, en önemlisi gerçekliğini kendine kanıtlamak istercesine dokunabilmek için.
Benim farkında olmadığım güçlü bir krallığın hükümdarıymışcasına ,dizlerinin üzerine çöküp , elleriyle selamlıyordu herbirini.
Erkek elinin o kaba duruşu, orkidelerle buluşunca narinleşiyor, ipek bir şal gibi kavrıyordu gövdelerini.
Birşeyi tutkuyla sevmek diye geçiriyordum içimden, herhangi bir şeyi tutkuyla sevmek nasılda güzelleştiriyordu insanı.
Oysa insan öylesine bencildi ki, hep kendi sevilsin istiyordu....
Etiketler:
bahar,
sevmek,
tutku,
vs,
yaban orkideleri,
yeniden eskiye
6 Şub 2012
19 Oca 2012
müsaade...
Kitap okumak istiyorum olmuyor, eve gelir gelmez başka işlere dalıyorum. Flim izlemek istiyorum oda öyle. Bu günlerde ne yapmak istiyorsam yapmıyor, gereksiz ne varsa onlara dadanıyorum. Anlamsız hallere bürünüyorum sürekli. Alışverişe daldım mesela son bir kaç gündür, aman şu da lazım bu da lazım diyerek , aslında var olan eşyalarıma yenilerini ekliyorum mesela. Uzun zamandır buraya yazamamam da bu yüzden.
Herkese oluyordur diye düşünüyorum, yok olmuyorda bir tek bendeyse bu tatsızlık bununla ilgilenmem gerekecek yine. Ve ben umarım ilgilenmek yerine başka bir saçmalığın ardında koşturmam.
Bu vesile ile bana biraz müsaade...
10 Oca 2012
kısa...
Çok zamanım yok ,en fazla on dakika... onca zamanı , kısacık bir cümleye sıkıştırıp söylemeliyim sana.
Anlarmısın bilmiyorum, yada anlatabilirmiyim .
Yoksa öylece havaya savrulmuş cümlemin içinden geçip gidermisin, sanki hiç sana söylenmemiş gibi.
Başka bir kadının başka bir adama söylediği ...
Seni sevmek uyanmak gibiydi, ölümcül hastalıklarla uyunmuş yataklardan.
9 Oca 2012
bazen ne kadar kolaydır mutlu olmak...
Makarna ,elbette bir kadının mutfakta yapabileceği en mükemmel şey değildir.
Yinede benim mükemmel tanımıma uyan tek seçimim. Muhtemelen italyancayıda bu yüzden öğrendim.
Buna rağmen italyanların , makarnaları yüzünden obez olduğumda , beni tebrik edeceklerini düşünmüyorum.
Sağlıklı beslenme gurusu bir anne babanın çocuğuyken ne olduda kendimi makarnaya kaptırdım onuda bilmiyorum.
Sadece,yorgun bir günün ardından kendime makarna hazırlarken ne kadar mutlu olduğumu biliyorum.
Kapının girişinde savrulan ayakkabılar,odaya doğru geçerken müzik setine hafif bir dokunuş, tanıdık o sesler evi doldurmaya başladığında, banyoda muhakkak birşeyler devirerek makyajdan arınma çabaları.
Hemen sonrasında, domates,biber,makarna,soğan ve geriye kalan ne varsa tüm malzemeyi tezgaha yığıp , nedenini henüz anlamasamda bir kaç dakika o malzemelere aptal aptal bakmak.
Su ısınırken muhakkak bir kaç telefon görüşmesi yapmak,ortalıkta duran etek, gömlek,battaniye gibi eşyaları ait oldukları köşelere taşımak (genelde telefonla konuştuğum için hep yanlış yerlere koyulurlar),ayaklarımın üşüdüğünü hissedip klimayı açmak, pencereler buğulanmaya başlayınca suyun kaynadığını anlamak (aynı zamanda davlumbazı açmamış olduğumuda ),makarnanın şeklini beğenmeyip, çekmecedeki diğer türlere dadanmak,makarnaları suya atarken ,suyu muhakkak sıçratmak.
Soğanları küp küp kesmekten her seferinde vazgeçip,yeni ay şeklinde keserek kendimce işin kolayına kaçmak.
Wok tavanın ne mükemmel bir icat olduğunu düşünmek.
Tam bu sırada müziğin bir önceki geceye ait ruh halimi ifade ettiğini anlayıp, cd yi değiştirmek.
Tüm bu tezgah başı zamanlarında muhakkak mutfak pencceremden komşumun bahçesindeki şeftali ağacıyla göz göze gelmek. Süzgeçte makarnayı süzerken , neden hala bir makarna tenceresi edinmediğimi kendime sormak .
Herşey sona erdiğinde, tabağımdaki son haliyle makarnaya bakıp şükretmek.
Ve tüm bu seramonide en değişmeyenide yapıp, buğulanan mutfak penceresine kocaman bir kalp çizmek...
6 Oca 2012
suretler...
Etrafımda ki herkes birini özlüyor bu günlerde...
Kısacık ama en değerli anılarını anlatırken buluyorum hepsini.
Mevsim biraz hüzün bırakmış gibi topraklarımıza. Kavuşulması güç ayrılıklarımızı hatırlatıyor bize gökyüzü.
Şimdi uzak köşelerine sürgün düştüğümüz o insanları özlemek, bir armağanmıdır, ceza mı bilmiyorum.
Hiç var olmasalardı daha mı iyi olurdu ?
Yoksa ,yoklukları mı bu kadar büyüttü bizleri ?
Bunu da bilmiyorum...
Bildiğim tekşey gelecek zamanlarda da ,bu günlerin geçmişe ait olacağı...
Etiketler:
gece,
gece konuşmaları,
gelecek zaman,
geçmiş,
kavuşmak,
uzaklar,
yakınlar,
özlemek
5 Oca 2012
aniden...
Mutlu bir adam,haki yeşil takım elbisesiyle gülümseyerek geçti kapının önünden.
Az önce en büyük derdinden kurtulmuş ,en özlediğine kavuşmuş,en zor sorusuna cevap bulmuş gibi.
Elleri pantolonunun ceplerinde, neşeli adımlarının kaldırıma yaydığı seslerle.
Hafif yağmur çiseliyor,umurunda değil ,fırtına çıksa onuda umursamaz belli.
Ne güzel bir gün dedim kendi kendime.
Mutlu bir adam geçti az önce kapımızın önünden.
Tam şuradan , üç metre ötemden.
O kadar yakındım mutluluğa, o kadar dokunulası.
İlla mutluluk sizde olmalı demek değil ki ,bazen başkasının mutluluğuda umutsuzluğunuzu delip geçiyor aniden...
Az önce en büyük derdinden kurtulmuş ,en özlediğine kavuşmuş,en zor sorusuna cevap bulmuş gibi.
Elleri pantolonunun ceplerinde, neşeli adımlarının kaldırıma yaydığı seslerle.
Hafif yağmur çiseliyor,umurunda değil ,fırtına çıksa onuda umursamaz belli.
Ne güzel bir gün dedim kendi kendime.
Mutlu bir adam geçti az önce kapımızın önünden.
Tam şuradan , üç metre ötemden.
O kadar yakındım mutluluğa, o kadar dokunulası.
İlla mutluluk sizde olmalı demek değil ki ,bazen başkasının mutluluğuda umutsuzluğunuzu delip geçiyor aniden...
Etiketler:
adam,
az önce,
birdenbire,
mutluluk
2 Oca 2012
bu hüzünlü bir yazı değildir...
Anladım herkes gidiyor birgün.
İnsanın önce kendini sevmesini bu yüzden öğütlüyor hikayeler.
Yapayalnızız.
İlk nefesimizden , ilk çıplaklığımızdan bu yana yapayalnız.
İlk öpüşmemizden, ilk sevişmemizden bu yana.
Oysaki ne kalabalık sanıyor insan kendini şehrin sokaklarında, otobüs duraklarında.
Yada yumruğunu savururken gözkyüzüne, izinsiz gösteri çığlıklarında, içinden aşk geçen şarkı nakaratlarında.
Yapayalnızız.
Ve yalnızlığımız , en yakınımız aslında.
30 Ara 2011
bu bir yeni yıl yazısıdır...
Mutfakta bir adam var, yemek yapıyor.
Üstelik o yemek yılbaşı ağacı kadar güzel .
Adam mı ?
Yunan tanrılarından biri.
Güzel gülüyor.
Çok konuşuyor.
Ben mi ?
Aşık oluyorum .
Sonra mı ?
Muhtemelen beni fark etmeyip, yanımdan geçip gidecek.
Siz mi ?
Bütün yıl bu hikayeyi okumak zorunda kalacaksınız.
Mutlu seneler , bütün hikayeleriniz güzel olsun...
Üstelik o yemek yılbaşı ağacı kadar güzel .
Adam mı ?
Yunan tanrılarından biri.
Güzel gülüyor.
Çok konuşuyor.
Ben mi ?
Aşık oluyorum .
Sonra mı ?
Muhtemelen beni fark etmeyip, yanımdan geçip gidecek.
Siz mi ?
Bütün yıl bu hikayeyi okumak zorunda kalacaksınız.
Mutlu seneler , bütün hikayeleriniz güzel olsun...
23 Ara 2011
beyaz perde...
Bir haftadır sinemaya gitme planları yapıyoruz kız arkadaşımla, ajandalarımıza sarılıp.
Gün bizi yere sermemişse gecelerimizden birine, boylu boyunca çekmek istiyoruz o beyaz perdeyi.
Hiç boş vaktimiz yok oysa. En azından makul saatlerini bize ayıramıyor dünya.
Akşamları o değişen yasaları anlamaya , ben sözleşmeleri okumaya koyuluyorum.
Ara sıra birbirimize birşeyler sormak için konuşuyoruz gecenin içinde.
Vizyondaki flimlerden bahsediyor, bu haftanın nede yoğun olduğunu hatırlayıp susuyoruz..
Dvd'sini alırız nasılsa diye avutuyoruz kendimizi . Biz hayatı galiba hep sonradan seyrediyoruz.
Sanırsınız ki bu şehrin yükü ikimizin omuzunda. Ve koca kentte yalnız biz çalışıyoruz.
Dün iptal edilen bir organizasyon sonrasında spor salonunun koltuklarında oturup ortalığı toplayan kalabalığı izlerken, dedimki kendi kendime ,artık yeter. Sanırım ev kadını olmalısın.
Bu duygunun beni ne kadar mutlu ettiğini düşündüm.
Binlerce kadının o saatlerde evinde oturduğunu, uyumadan önce birşey okumak zorunda kalmadıklarını, gecenin bir saati telefonlarının asla çalmıyacağını, yine gecenin bir saati işleri gereği olası aksilikler yüzünden marangoz,demirci, elektrikçi aramak zorunda olmadıklarını, herhangi bir konseri, tiyatroyu, paneli,semineri , ön sıralardan ( kuliste debelenmeden) izleyebildiklerini, en önemliside katıldıkları hangi etkinlik olursa olsun ,program biter bitmez orayı terk edebildiklerini düşündüm.
En azındann elektrik kesintisinin ,konser için gelen kocaman tırlar yüzünden olduğunu bilip paniklemiyorlardır .
Mum yakmaları yeterli, benimse şehri aydınlatmam gerekli.
Oturduğum yerde bu ve buna benzer şeyleri düşündüm bir saat boyunca, bunca yıldır başıma gelen aksilikleri,zorlukları, yalnızlıkları,kaçırdıklarımı.
Belki de ilk kez çocuklar o durgun halimden ürküp birşey sormadılar bana , biri gelip kahve bıraktı yan koltuğa sadece. Teşekkür etmek için başımı kaldırdım, ama adını hatırlayamadım . Kuru bir sağol çıktı dudaklarımdan sadece .
Ne kadar çok insan tanıdığımı ama onları ne kadar az tanıdığımı düşündüm.
Oysaki böyle bir hayat için eğittim kendimi, bunlar için okudum, bunlar için şehirler geçtim, bunlar için mücadele ettim , bunlar için vazgeçtim birçok şeyden.
Belki de yanlış yaptım birşeyleri...
Sıralamada ufak bir hata, zamanlamada ufak bir kayma.
Kocaman bir tır hayatımın orta yerinden geçiyor gibi hissediyorum dünden bu yana.
Ve mum yakmaktan daha kolay geliyor şehri aydınlatmak...
Belki bir film izlerim geçer tüm bunlar.
19 Ara 2011
şimdi...
Ben dünyayı ısıtamam.
Kendi bedenime yetmiyor sıcak.
İnsan yoksunsa birşeyden onu vaad edemezki.
Ama öylemi ...?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








